Rusyaʹnın son zamanlardaki agresif tutumu! Bardağı taşıran son damla...

Rusya ve Batı İttifakı arasında yaşanan krizin tarihsel nedenlerini sıralayan Bülent Güven, son günlerde yaşanan Ukrayna krizine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

İşte Bülent Güvenʹin ʹRusyaʹyı anlamakʹ başlıklı o makalesi: ABD ve Batı ittifakının Rusyaʹya verdiği sözlerden biri NATOʹnun Avrupaʹnın doğusuna yani eski Varşova Paktı ülkelerine doğru genişlemeyeceği yönünde idi. Bu vaade rağmen, NATO ilk olarak 1999 yılında Polonya, Çekya ve Macaristan gibi ülkelere doğru genişleyerek, Rusya sınırına yaklaşmaya başladı. Başta Gürcistan olmak üzere, Kırgızistan ve Ukrayna gibi Rusyaʹnın çemberinde bulunan ülkelerde yaşanan ʹrenkli devrimlerʹ Putinʹi iç politika açısından iktidarının tehlikede olabileceği yönünde bir algıya itti.Rusyaʹnın bugünkü tutumunu ˮanlamakˮ için sadece güncel gelişmelere bakmak kanaatimce pek de yeterli olmayacaktır. Fakat Rusyaʹyı ˮanlamayaˮ çalışmaya başlamadan önce bu makalenin başlığında da geçen ˮanlamakˮ fiili ile Rusya ile empati kurmayı değil, Rusyaʹnın son yıllarda zirve yapan agresif tutumunun altında yatan nedenleri kavranmak istediğimi vurgulamak isterim.Zira Rusyaʹnın Ukrayna üzerinden başta Doğu Avrupa, AB ve özellikle ABDʹye karşı ortaya koyduğu tutumun bazı tarihsel gerekçeleri bulunmaktadır. Putin ve Rus yetkililerin yaptıkları açıklamalarla ip uçlarını verdikleri bu gerekçeleri ancak tarihsel bir perspektiften bakarsak anlamak mümkündür.

ʹYENİ BİR SAVAŞ SEBEBİʹ

20. yüzyılın en önemli iktisatçılarından birisi olan John Maynard Keynes, Birinci Dünya Savaşı sonrasında savaşın galipleri olan İngiltere, Fransa ve ABD gibi ülkeler ile savaşın mağlupları olan Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu gibi devletler arasında yapılan görüşmelere İngiliz hazinesinin bir memuru olarak katılarak, anlaşmanın mantığını ve içeriğini değerlendirme fırsatı bulur.Bu tecrübesinden yola çıkarak barış sözleşmesi sonrası yazdığı ve 1920ʹde yayınladığı ˮEconomic Consequences of the Peaceˮ eserinde, galip devletler ile mağlup Almanya arasında yapılan Versay Anlaşmasıʹnı eleştirerek bu anlaşmanın Almanya açısından adil olmadığını ve bunun bir barış anlaşması değil, ancak geçici bir ateşkes anlaşması olacağını, Almanya bu ağır şartların altından kalkamayacağı için ilk fırsatta bu anlaşmayı revize edeceğine dikkat çekerek, bu tutumun yeni bir savaşa neden olabileceği öngörüsünde bulunur.Keynes haklıdır çünkü anlaşma şartları hem Almanyaʹyı Weimar Cumhuriyeti döneminde ciddi bir ekonomik krize sürükler hem de Almanların gururunu inciten birçok madde içerdiği için Almanyaʹda milliyetçi bir dalgaya yol açar.

NAZİLERİN İKTİDARA YÜRÜYÜŞÜ

Nitekim Nazilerin iktidara yürüyüşlerinde kullandıkları en önemli argümanlardan bir tanesi de Versay Anlaşmasıʹnın adaletsiz yönüne vurgu yapmaları olur. Yani kısaca, Birinci Dünya Savaşı sonrası Almanlar ile yapılan ve Keynesʹin de teyit ettiği ˮadaletsiz barış anlaşmasıˮ İkinci Dünya Savaşıʹnın nüvelerini içinde taşımaktaydı ve Almanların İkinci Dünya Savaşı ile ilgili amaçlarından en önemlilerinden bir tanesi Versay anlaşmasının revize edilmesi idi.Sonuçta Almanlar bu savaşta da yenilmelerine rağmen bu sefer ABD, İngiltere ve Fransa savaştan aldıkları tüm insani ve maddi zararları bir kenara atmış ve Keynesʹin vurgu yaptığı noktaları dikkate alarak Almanlar ile daha adil bir barış anlaşması imzalamıştır. Bu doğrultuda Almanyaʹyı Batı ittifakının bir parçası haline getirmişlerdir. Bu durum bilindiği gibi bugüne kadar devam etmiştir.Unutmamak gerekir ki Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğuʹna dayatılan Sevr Anlaşması da oldukça ezici şartlar barındırmaktaydı. Bu açıdan dönemin bazı Osmanlı subayları bu şartları kabul etmemek için savaş sonrası bir mücadele tertip etmiş ve Sevr Anlaşmasıʹnı ciddi anlamda revize ederek Sevrʹe göre çok daha olumlu olan Lozan Anlaşmasıʹnı müttefiklere kabul ettirmiştir.Peki benzer durumu Rusya açısından düşünmek mümkün müdür?Bilindiği gibi Rusya ya da o dönemki adıyla Sovyetler, İkinci Dünya Savaşıʹndan galip ayrılmıştır. Fakat süreç içinde Sovyetler ile Batıʹnın arası açılmış ve Batı için Sovyetler en basit tabiriyle bir düşman haline gelmiştir. Nihayetinde Sovyetler çökmüş ve Sovyet coğrafyası ciddi bir kaosa sürüklenmiştir. Sonuçta Putinʹin 20. yüzyılın en büyük felaketi olarak Sovyetler Birliğiʹnin yıkılması olarak görmesi boşuna değildir. Zira Batı Bloku o dönem Sovyetlerin çöküşünün şokunu yaşayan ve kendine yeni bir yol bulmaya çalışan Rusyaʹya karşı bugünden geriye bakıldığı zaman, çok da adil davranmamış ve Rusyaʹnın gururunu inciten davranışlar içine girmiştir.

RUSYAʹDA BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA

Süreç, Sovyetlerin çöküşünden sonra Rusyaʹya verilen sözler ve vaatler ile başlamıştır. ABD ve Batı ittifakının Rusyaʹya verdiği sözlerden biri NATOʹnun Avrupaʹnın doğusuna yani eski Varşova Paktı ülkelerine doğru genişlemeyeceği yönünde idi. Fakat bu vaat yazılı bir anlaşmaya dökülmemişti. Sözlü verilen bu vaade rağmen, NATO ilk olarak 1999 yılında Polonya, Çekya ve Macaristan gibi ülkelere doğru genişleyerek, Rusya sınırına yaklaşmaya başladı. NATO ikinci genişlemesini ise 2004 yılında yine Rusya sınırlarına doğru gerçekleştirdi. Bu iki genişleme sürecinden sonra NATO 2008 yılında Rusya ile doğrudan sınırı olan Ukrayna ve Gürcistanʹın NATOʹya üyelik talebine kısa vadede evet demedi fakat uzun vadede üye olacaklarına dair bir perspektif verdi. Bu durum Rusyaʹda bardağı taşıran son damlalardan birisi oldu.

ALMANYAʹNIN RUSYA İLE EMPATİ YAPAN TAVIRLARI

NATOʹnun verdiği bu perspektif 2008 yılında Rusyaʹnın ilk önce Gürcistanʹa askeri müdahalesini getirdi. Daha sonra Rusyaʹnın NATOʹnun kendi sınırının sıfır noktasına yönelik bu genişleme sürecinin dışında ABʹnin 2014 yılında Ukrayna ile özel bir anlaşma imzalamak istemesi Rusyaʹda tekrar ciddi bir tepkiye neden oldu ve Rusyaʹnın Ukraynaʹnın doğusuna fiili müdahalesini doğurup Kırımʹın Rusyaʹya iltihak sürecini beraberinde getirdi. Süreç içinde Birinci Dünya Savaşı sonrası benzer bir süreci yaşamış olan Almanyaʹnın yer yer Rusya ile empati yapan tavırlar gösterdiği de oldu. Örneğin Almanya, Gürcistan ve Ukraynaʹnın NATOʹya alınmasına başından itibaren temkinli yaklaştı. Yine son dönemde ABD başkanlığında Batı ittifakı ve Rusya arasında Ukrayna merkezli yaşanan söz düellosunda da daha temkinli bir dil kullandı. Ayrıca 2014ʹden itibaren Ukrayna üzerinden seyreden Rusya – Batı arasındaki tartışmalarda daha dengeli bir politika izledi.Batılı devletlerin Rusyaʹya karşı Soğuk Savaş sonrası dönemde uyguladıkları, Rusyaʹnın hassasiyetlerini istismar eden ve empati yönü eksik olan bu politikanın tesiri Rusyaʹnın sadece dış politikasında değil, iç politikasında da etkili olmaya başladı. Sovyetlerin çöküşü sonrası marjinal olan Rus etnik milliyetçiliği Rusyaʹyı köşeye sıkıştıran Batı politikasının da etkisiyle yükselmeye başladı. Aynı Birinci Dünya Savaşıʹndan sonra Almanyaʹda yaşandığı gibi.Halbuki Rusya 1990 yıllarda Batıʹyı örnek alarak neo-liberal ekonomik politikalar uygulamıştı. Fakat bunlar Rusyaʹya refah getirmemiş, tam tersine Sovyet döneminin aksine gelir dağılımında dengesizliğe yol açarak toplumun geniş kesimlerini fakirlik sınırının altına itmişti. Ayrıca özelleştirme sürecinde eski kamu şirketlerini ellerine geçiren bazı oligarklar devlet içinde devlet haline gelmişti.Rusyaʹnın ve Putinʹin bugün Ukraynaʹya müdahale tehdidinin arka planını bu siyasal süreci dikkate almadan anlamak çok zordur. Putin, Rusyaʹnın Batıʹya yönelik yaşadığı hayal kırıklığına karşı ilk tepkisini 2007 yılındaki Münih Güvenlik Konferansıʹnda ABDʹyi ve genel olarak Batıʹyı suçlayan bir konuşma ile verdi. Konuşma özünde Batıʹnın 18. 19. ve 20. yüzyılda Rusyaʹya karşı uyguladığı emperyalist politikasını bugün de devam ettiğine dikkat çekiyor ve Rusyaʹnın bu duruma tepkisiz kalmayacağının altını çiziyordu. Ayrıca başta Gürcistan olmak üzere, Kırgızistan ve Ukrayna gibi Rusyaʹnın çemberinde bulunan ülkelerde yaşanan ˮrenkli devrimlerˮ Putinʹi iç politika açısından iktidarının tehlikede olabileceği yönünde bir algıya ittiğini de belirtmek gerekir.

PUTİNʹİN TEDBİRLERİ

Rusya ve aslında artık onun ete kemiğe bürünmüş hali olan Putin bu meydan okumalara karşı iç ve dış politikada bazı yeni politikalar geliştirerek muhtelif tedbirler aldı.İlk olarak iç politikada yükselen milliyetçi dalgayı kontrol altına alıp kendi iktidarını tahkim edebilmek için milliyetçi kesimler ile irtibat ve ittifak kurmaya başladı. Putin ayrıca kendisi de milliyetçi bir söyleme yönelmeye başladı. Nesswissimaya Gasete isimli gazeteye yazdığı bir makalede russkij ve rossisjski kavramları arasındaki farka dikkat çekerek kendisi açısından yeni bir milliyetçilik anlayışı geliştirdi. Russkij Rusçada etnik milliyetçilik, rossisjski ise Rus üst kültürü altında yaşayan insanlar kast etmekteydi. Yüzden fazla etnik gurubun seksen beş federatif parça içinde yaşadığı bir ülkede etnik milliyetçilik yapmanın bedelini çok iyi bilen Putin, Rusyaʹda birçok etnik gurubun bir arada yaşadığına dikkat çekerek bu farklı unsurları bir arada tutan medeniyetin Rus etnik gurubuna dayanan Rus medeniyeti olduğuna vurgu yapıyordu. Fakat Putinʹin milliyetçilikle ilgili görüşlerinin biraz muğlak olduğunu belirtmek gerekir. Örneğin kendisi doğrudan etnik milliyetçiliğe vurgu yapmaktan kaçınmakla birlikte etnik Rusların Rusya Federasyonun tutkalı olarak en önemli ögesini olduğuna işaret eder. Kendisi ˮen büyük milliyetçi benimˮ derken bu soyut ve müphem milliyetçiliği kast etmektedir.

MİLLİYETÇİ POZİSYON

Putinʹin aldığı bu milliyetçi pozisyonun iç politikadaki amacı toplumda yükselen milliyetçi dalgayı kendi iktidarını tahkim için kullandığı açıktır. Bu milliyetçi duruşun dış politikadaki fonksiyonu ise Batılı ülkelere karşı 2008ʹlerden itibaren uygulanan agresif politikanın ideolojisi olmasıdır.Putin Batıʹya karşı ortaya koyduğu ideolojik yeni yapılanmasının yanında, Rusyaʹyı askeri anlamda da yeniden yapılandırma çalışmıştır. Bu bağlamda 2008 yılından itibaren askeri anlamda Rus ordusunu on yıllık bir reform sürecinden geçirerek, Rus askeri gücünü dünyada ABD ve Çinʹin ardından önemli bir noktaya getirmiştir. Bugün Rus ordusu 850 bin askeri, 250 bin paramiliter gücü, 6 bin 255 nükleer başlığı, 4 bin 173 askeri uçağı, 12 bin 420 tankı 605 savaş gemisi, bin 543 askeri helikopteri ve 70 denizaltısı ile dünyanın en güçlü ordularındandır.Ukraynaʹyı tehdit eden, Batıʹya karşı meydan okuyan Putin, milliyetçilik gibi bir ideolojiye ve tasvir edilen askeri gücüne güvenerek pozisyonunu savunmaktadır. Rusyaʹnın bu askeri tehdidi karşısında Batı ittifakı karşı tedbir olarak ambargolardan bahsetmektedir, ama kendi içindeki anlaşmazlıklardan ve Pasifikʹte Tayvan konusunda teyakkuz halinde bulunan Çinʹden dolayı an itibari ile somut bir politika geliştirmiş durumda değildir. Rusyaʹnın olası bir askeri müdahalesine ABDʹnin başını çektiği Batı ittifakının askeri bir karşılık vermesi söz konusu bile değildir. Batılı devlet adamları Ukraynaʹnın NATO üyesi olmaması hasebiyle NATOʹnun olası bir müdahalede askeri bir karşılık vermeyeceğini açıkça beyan etmişlerdir.Diğer taraftan Rusya hâlihazırdaki askeri ve ideolojik gücüne rağmen ekonomik boyutu eksik bir ülke konumundadır. Devlet bütçesinin gelirlerinin yüzde 60ʹdan fazlası doğal kaynakların satışından elde edilmektedir. Askeri teknolojideki üstünlüğüne rağmen, bu teknolojiyi ekonomik bir ürüne dönüştürecek bir özel sektörü yoktur. Fakat ekonomik ayağının eksikliğine rağmen, askeri anlamda Rusyaʹnın, özellikle Avrasya bölgesinde önemli bir güç olmaya devam edeceği açıktır. Başka bir ifadeyle Rusya, Batı için ne bünyesine dahil edebileceği ne de mağlup edebileceği bir ülke konumundadır. Bu mücadele gelecekte Çinʹin beklenen yükselişi ile çok daha ilginç bir hal alabilir, fakat bu konu ayrı bir yazının konusu olacak kadar derinlikli bir konudur.

#

30 Oca 2022 - 16:35 - Dünya


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Nokta Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Nokta Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Son Nokta Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Nokta Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.